20 Kasım 2007 Salı

İSTANBUL MASALI NİHAYET BİTTİİİİ...

Annemle babam burda her ne kadar Org.General Büyükanıt geçiyormuş gibi dursalarda sadece bir İstanbul hatırası çektirmek için poz veriyorlar.:) Sultanahmet Camisi girişindeki tarihi çeşme.

Fotoğraf makinemin azizliği en güzel yerde tuttu.Sultanahmet Cami ve Topkapı Sarayın'da.Şarjı bitmek üzereydi ve karanlık yerlerdeki çekimler çok kötü çıktı o yüzden malesef ki yayınlıyamıyorum.
Ve Sultanahmet tüm görkemiyle karşınızda.Gerçi o görkem için
bu fotoğraf çok az kalır ama idare edin artık arkadaşlar...
Topkapı Sarayı Terasında padişahın dinlendiği ama bizim sadece
fotoğraf çektirebilmek için sıra beklediğimiz üstü pirinç kaplama sedir yeri. Sedir yeri dışında her yeri hatta her zamanki gibi bol bol kendimizi çektiğimiz resimlerden biri tabi..
Buda bahçedeki zamanında altın kaplamalı olduğu söylenen çeşme. Şimdi ise önünde sadece fotoğraf çektirilen bahçede bir köşe olmaktan öteye geçmeyen bir yer.Ama üzerindeki işlemeler o kadar güzel ki...
Topkapı sarayına 2. gidişim ki ilkinde her yerini gezmiştim ve çok etkilenmiştim ama yine aynı duyguyu hissetmemek çok zor çünkü gerçekten harika bir yer.İnsanın aklı almıyor bu kadar büyük ve şaşlı bir yerde nasıl yaşamışlar diye...Ya da aklınızdan tüm bu dolaştığınız yerlerden zamanında padişahlarımızın da geçtiği,
sadrazamların dolaştığı ya da ne entrikaların döndüğü, ne kararların alındığı .. vs.Koskaca bir devletin yönetildiğini bilmek bile içinizi ürpertmeye yetiyor.Uzun lafın kısası arkadaşlar eğer İstanbul'a gitmediyseniz ilk fırsatta gitmeli ve kesinlikle Topkapı Saray'ını görmelisiniz.
Burda bizimkiler gizli kameraya yakalanmış gibiler ama şaşkın olmalarının sebebi bam başka.Metro ile nişantaşına gidelim derken Şişlide meşhur alış veriş merkezi Cevahir'in içine çıkmamızdan bu şaşkınlık.Ve dahada kötüsü çıkış kapısını bulmamız biraz zaman aldı ve işte o anda flaşlar patladı bizimkiler böyle şaşkın bakarken yakalandılar hee heheh :)






Ve artık bu uzadıkça uzayan maceramızda böyle neşeli bir vapur yolculuğuyla son buldu.
Tabi vapurla taa İzmir'e kadar gelmedik hehe güzel bir uçak yolculuğu ile noktaladık.


İŞTE BİZİM OCEAN'S FOUR MACERALARI BÖYLE GEÇTİ.
Herkese böyle ailesi yada sevdikleriyle hatta hatta sevdiğiyle güzel seyahatlar ,anılar dilerim.

THE END

İSTANBUL MASALI BİTİYOR

Şu İstanbul masalını bitirme zamanı geldi sanırım benimki de dizisi gibi bitmedi gitti bir türlü.Evet az zamanda bir sürü yer gezdik dedim ama size bunları fotoğralar ve yorumlarla anlatmaya karar verdim.Daha öncede değdiğim gibi tüm ulaşım araçlarını kullandık çünkü ben ödevimi iyi çalışmıştım ve uygulamaya kesin kararlıydım.İşte bu ilk tranvay yolculuğumuz.Buarada tranvayda tesadüf bu yaaa Sibel Can'a da rastladık ve hemen Kutay'la sıradan bir vatandaşın tüm samimiyetiyle resimlerini çekmeme izin verdi......HE HE Yalan mı benzememiş miyim canım ? cık cık cık ...
Şaka bir yana ilk önce nostaljik tranway turu ve nefis bir manzara eşliğinde moda'da çaylarımızı yudumlarken.İşte ordaki o dingillik ve manzara herşeye değerdi.Babamın çay ocağını işleten adamla tanıdık çıkması ayrı bir hikayeydi tabi.Adam kısaca bize televole programı izler gibi sosyetenin son durumuyla ilgili dedikoduları da verdi .İlginç ama keyifli bir sohbetti yani... :)
Ve Moda sonrasında istikametimiz Büyük Ada oldu.Tabi vapurla pek eğlenceli bir yolculuk yaptığımız söylenemesede (bayrama yani kalabalığa denk gelmesi sebebiyle)genede gittiğimize kesinlikle değdi yani.İlk önce 1.resimdeki faytonlardan birine atladık (Yeşim arkadaşım olsaydı burda "HANGİSİNE" diye kesin sorardı ama..) ve kısa bir ada turu attık.Gerçi kısa dediğimde 45-50 dk. O manzara o evler diyecek söz yok ve tüm bunları faytonla yapıyor olmak bambaşka bir keyifti.



Burda gerçekten şaşa içinde yaşamış insanlar.Görkemli evler bunların kanıtı.Keşke günüzmüzde hep böyle evlerde oturmak nasip olsaydı.Şu an sadece yazın şenleniyormuş ada.Çoğu mülk sahibi yurt dışındaymış çünkü.Ama burda yaşamak bir ömre bedel gibi....